Anahtarı elime aldığımda, o yağlı parmakların tiksintisi tenime yapışmıştı sanki. Bu otel, her bir zerresiyle iğrenç bir sır barındırıyor. Merdivenleri çıkarken, her gıcırtı içimde bir çığlık gibi yankılandı. Koridorlar karanlık bir labirentti, duvarlardaki yıpranmış desenler bile bana bakıp fısıldıyordu. 207 numaralı kapının önüne geldiğimde, elimin titrediğini fark ettim. İçimde bir ses 'gitme' diye haykırıyordu, ama başka bir güç beni ileri itiyordu. Anahtarı deliğe soktum, soğuk metal parmaklarımı keser gibiydi. Kapı yavaşça açıldı… ve içeride… bir masa duruyordu. Üzerinde tabaklar, sanki bir ziyafet için hazırlanmış gibi. Garip bir şekilde iştah açıcı görünseler de, bir şeyler yanlıştı. Etler, sebzeler… Canlı gibi kıpırdıyorlardı. Sanki tabaklarda minik, titrek kalpler atıyordu. Gözlerimi kıstım, yaklaşmak istedim ama midemdeki burkulma beni durdurdu. Ve sonra… o oldu. Tabağımdaki o iğrenç, morarmış et yığını, bir anda canlandı. Uzun, yapışkan, morumsu tentaküller fırlattı, havada vızıldayarak bana doğru geldi ve… doğrudan ağzıma fırladı. Bir anlık tiksinti ve dehşetle boğazıma doldu, ciğerlerimi tıkadı. Bu… bu neydi? Ne… ne yedim ben?